BİLGECE...





"KADER" OLGUSUNDAN,  "YAŞAM" SANATINA;


💫 

OLUMLU DÜŞÜNÜN, MUTLU YAŞAYIN....

Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum, bu yaşadıklarım benim kaderim mi? Ben şanssızım…Neden her şey benim başıma geliyor? Sürekli yeni kararlar alıyorum ama uygulayamıyorum gibi yakınmalar size tanıdık geldi mi…Birçoğumuzun günlük olarak sürekli kullandığı cümlelerden sadece birkaçı... Peki gerçekten yaşadığımız gerçeklik bu mu? Yaşadığımız hayat bizim kaderimiz mi ya da kader denilen olgu biz daha anne karnına düşmeden yazılıyorsa bizim bu senaryoda rolümüz neden kaybeden kısmına yazıldı? İlahi adalet bunun neresinde? Hayatımın başrolüne geçmek istiyorum ama hep figüran kalıyorum....vs. tarzı düşünce, söylem ve davranışlar, şikayet yoğun ve kurban psikolojisindeki bir bilincin bakış açısından dünya değerlendirmesinden başka birşey değil.

 Bu cümleleri sıralarken bile nasıl da içiniz daraldı değil mi…İşte günlük yaşamınızda da bu cümleleri ya da benzerlerini her tekrarladığınızda ruhunuza karamsarlığı, umutsuzluğu davet ediyorsunuz ve hissettiğiniz karamsarlık ise hayatınızın olduğundan daha çekilmez, daha kötü olduğu imajını yaratıyor. Tabii ki hiçbirimizin kaderi doğuştan fakir, zengin, suçlu, başarılı, sağlıklı ya da tam tersi bir hayatı deneyimleyeceğimiz üzerine baştan kararlaştırılmadı. Sadece kilometre taşlarımız belli. Hangi coğrafyada, kimin çocuğu olarak doğacağımız ve imtihanlarımız. İmtihanlarda geçer not aldıkça çıta yükselecek; başarısız oldukça başka başka imtihanlar vermek durumunda kalınacak şekilde işleyen bir düzen mevcut ki buna tekamül denmekte. Bu kilometre taşları arasında ise yapacağımız seçimler ile gittiğimiz yolu belirliyoruz. İyi olmayı seçersen iyi, bolluk bereket bilincini seçersen zengin, kıtlık bilincini seçer çalışmaktan kaçınırsan fakir, kötü duyguları ve yanlış yolları seçersen kalbi nasır bağlamış tüm insani duygulardan uzak ve daha da ilerisi suçlu ; Yani seçimlerimizin sonuçlarından oluşan bir hayatı deneyimliyoruz ve bu seçimlerin sonucunda eğer ki tatmin duygusunu yaşayamıyorsak bu tatminsizlikle hayatımızın yolunda olmadığından yakınıp kurban psikolojisi içinde hayal ettiğimiz yaşam tarzının bizim hakkımız olmadığını, isteklerimize ulaşmanın mümkün olmadığını düşünerek umutsuzlukla depresyonun içerisine sürükleniyoruz.

Yaşadığınız olumsuzluklar kaderiniz olmadığı gibi bunu değiştirmek de tamamen elinizde.

Sınır da sizsiniz, engel de… İnişler çıkışlar olabilir. Bilin ki bu doğaldır. Ama inişlerin bizi rotamızdan çıkarmasına izin vermeden dalganın önünde yer almalı ve başarabileceğimize odaklanmalıyız. Bu zor gibi görünse de kendinize inanarak ve olumlu düşünerek istediğiniz her şeyi gerçekleştirme becerisine sahipsiniz emin olun. İnancınızı sevgiyle destekleyin ve kendinizi sevin, değer verin. Siz önemlisiniz. Sizden başka yok, teksiniz ve bu yüzden çok değerlisiniz. Kendinizi tamamen sevdiğinizde; bu sevgi yüreğinizden dışarıya, etrafınızdaki herkese ve her şeye taşacak ve öyle ışık saçacaksınız ki bu ışığın karşısında asla karanlık var olamayacak. Gücünüz öncelikle sevgiden gelsin. Sevgiyi tüm benliğinizde hissetmeye başladığınızda ise yansıttığınız ve verdiğiniz sevginin size nasıl geri döndüğünü fark edeceksiniz. Güzel bir sözde, uzattığın yardım elinde veya bir gülümsemedeki sıcaklıkta size dönüşünü izleyeceksiniz.

Bilin ki hayatınızın direksiyonu tamamen sizin elinizde ve inancın gücü, cesaret ve kararlılıkla artık size hizmet etmeyen her ne varsa onu kolaylıkla değiştirebilir ve dönüştürebilirsiniz. Bunun için tek ihtiyacınız olan "ARZU" ve "İSTİKRAR"...

Haydi şu andan itibaren düşüncelerimizi bir süzgeçten geçirelim. Aklımızdan geçen tüm negatif düşünceleri derin bir nefesle tek tek cımbızlayalım ve hemen yerlerine olumlu güzel düşünceleri yerleştirelim.

💫 

AFFETMENİN ÖNEMİ...

Affetmek karşı tarafın hatalarını hoş görmek değil, yapılanı ya da yaşadığımız sorunsalı  kendimize eziyet haline getirmeyerek duygusal yükünü almayı reddetmek, başkasının yaptığı bize sıkıntı yaratan durum ya da davranışı hayatımızın merkezi haline getirmeyerek özgür kalmak, "senin yaptığın senin sınavın ve senin sorunun, bu seninle ilgili. ben senin  davranışların karşısında kurban rolünü oynamamayı seçiyorum, yaptığının sonuçları tamamen sana ait..."diyebilmeyi öğrenmektir...

Görüyorsunuz ki bu duygu size ait değil başkasından satın aldınız. Başkası size hissettirdi ve hissettirmeye de devam edecek o kırgınlık, kızgınlık ya da incinmişlik duygusunu…O zaman size ait olmayan bu duygunun yükünü neden ömür boyu taşıyasınız. Geçmişte yaşanılanları günümüze taşımak, sadece sıkıntı ve ağırlık verir. Suçlamak, şikayet etmek ve kızmanın bize bir faydası yoktur. 

Bu nedenle affetmenin bize en değerli hediyesi geçmişimizden özgürleşerek duygusal yüklerimizden kurtulmamız, hafiflememiz olacaktır....

Çözüm: İstemediğiniz şeye enerji vermek yerine istediğiniz şeye odaklanın ve onu güçlendirin. Bunun için de formül: Affet, özgürleş, hafifle ve kabule geç…

Şu ana kadar yaşamış olduğunuz her şeyin sizin en yüksek hayrınıza hizmet ettiği ve karşınıza çıkan her insan ve her ortamın, bu zamanda bu noktaya varmanız için ihtiyacınız olan yolun parçası olduklarını düşünün. Doğal olarak artık size hizmet etmeyen kişilerin hayatınızdaki rolleri sona erecek, size hizmet etmeyen ilişkiler solup gidecek, bazı işleriniz yok olacak ve artık size hizmet etmeyen ne varsa eriyip gidecek ve dünyanızı terk edecektir. Büyümeniz, gelişmeniz ve yenilenmeniz için olması gereken budur. Bu yok oluş bazen sancılı olabilir. Peki ya siz ne yapacaksınız? Yaşanılanları sorgulamaktan vazgeçip gideni sevgiyle uğurlayacak, geleni coşkuyla hayatınıza kabul edeceksiniz. Her yeni bitiş ve her yeni kabulde biraz daha olgunlaşacaksınız. Affetmek yüceliktir ve bir yaşam dersidir. Eğer onu öğrenmeyi seçerseniz, artık kendinize affetmeniz gereken insanları ve ortamları çekmenize gerek kalmayacak, affetmemeyi seçerseniz ise evren size affetmeyi öğrenene kadar yeni yeni deneyimler sunacaktır.

Affederek özgürleşebilmeniz için size basit bir yöntem önerebilirim: Gözlerinizi kapatın, yaşadığınız ve değiştirmek istediğiniz anıyı zihninizde canlandırın o anı yaşayın, size hissettirdiği negatif duygunun derecesini bir sayıyla belirleyin. Ve şimdi aynı anıyı bu sefer olmasını hayal ettiğiniz şekliyle gözünüzde canlandırarak tekrar yaşayın. Dilerseniz söylemek isteyip söyleyemediklerinizi o sahnede söyleyin, dökün eteğinizdeki taşları ya da susun, sessizce vedalaşın. Bir süre o duyguyu hissedin. Derin nefesler alın, enerjinizi temizleyin ve tazeleyin. Gözlerinizi açtığınızda hissettiğiniz duygunun derecesini yine bir sayıyla belirleyin. Emin olun ki vereceğiniz sayıdaki değer ilk verdiğiniz değerden oldukça düşük bir rakam olacaktır.

Affedebilmenin; Affederek geçmişinden özgürleşmenin sende yaratacağı o ulvi ve yüce duyguyu tüm benliğinde hissetmenin; geçmişini ardına alıp yüzünü geleceğe yönelterek yolunda emin adımlarla ilerlemenin vereceği özgüveni ve rahatlığı hissetmenin nasıl bir his olduğunu bilmek istermisin? 

(Theta Healing®)

💫 

KORKULARI HAYATIMIZIN BAŞROLÜNE KOYMAK YANILGISI

 Kendi kişisel gelişim yolculuğumuzda ayağımıza takılan taşlardan biridir korkular. Kazanımı etkileyen faktörlerin  başında gelir. Hayat oyununuzda dümeni elinize alamadığınızı düşünüyorsanız  bunun başlıca nedeni bilinçaltınızda yatan belki sizin dahi farkında olmadığınız korkularınızdır.

Kazanabilmeniz için önce kaybetmeyi göze almanız, neyi kaybetmekten korkuyorsanız bu korkuyla yüzleşip dönüştürmeniz gerekir. Korkular her zaman düşüncelerinizin karanlık tarafı; başarı ve mutluluğun en büyük düşmanıdır ve tam da engel olmak istediğiniz olayları çeker. Korkuya kapıldığınız zaman o hisse yüklediğiniz enerji nedeniyle aslında sorununuzun büyümesi için onu desteklemiş olursunuz. Korkularınız üzerinde hakimiyet kuramazsanız, mücadelenize baştan mağlup başlarsınız. Korkularınıza karşı gücünüzü elinize almayı seçmeniz halinde ise hayatınızdaki stres ve dengesizliklerin üstesinden kolaylıkla gelip galibiyet elde etmeniz kaçınılmaz olur.

Odağımızı hayatımızda iyi giden yönlerden ziyade çoğunlukla olumsuzluklara yönelterek korku ve kaygılarınız ile ilgili senaryolar düşünür; en kötü sahneleri en ufak ayrıntısına kadar hayal eder ve bu hayali tekrar tekrar gözümüzün önüne getirir, bu  senaryolardan korkmamıza rağmen bunlarla hayatımızda var olan güzel şeyleri gözardı ederek bunaltıcı korku enerjisine dalarız. Böylelikle de ne kadar kaçınmak istediğimiz şey varsa hepsini hayatımıza çekeriz. Korkuya dayanan bir isteğimiz olduğunda, aslında bir şeylerden kaçınmak istiyoruz demektir.

Burada ters çaba kuralını hatırlamak isabetli olur. Beynin en tehlikeli yanı “Ters Çaba Kuralı”na göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, beyin onu size çeker ve korktuğunuzu aynen başınıza getirir. Buna “Ters Çaba Kuralı” denir. Bataklıktan çıkmaya çalıştıkça, dibe gömülmeye benzer ve çok tehlikelidir.

Örnek olarak “Ben hasta olmak istemiyorum” cümlesi “Ben hasta olmak istiyorum” istek enerjisini çağırır. Çünkü biz bir şeyin –olmamasını- oluşturamayız, sadece –olmasına-niyet edebiliriz. Ayrıca bu isteğin arkasında sağlıklı olmaya niyet etmekten çok hasta olmak korkusu yatmaktadır. Burada doğru talimat “Ben sağlıklıyım” olmalıdır. Verdiğim örneğe göre her gün içerisinde " -istemiyorum" kelimesi ya da "-me, -ma" ekleri geçen kaç tane negatif istek düşündüğünüzü  ya da konuştuğunuzu fark ettiniz mi? “ Ölmek istemiyorum”, “Kaza yapmak istemiyorum”, “Terk edilmek istemiyorum”, “İşsiz kalmak istemiyorum”, "Reddedilmek istemiyorum" vs. Bu tür düşünceler üzerinden sadece negatif görüşlerinizle ilgilenmiş oluyorsunuz. Başka bir örnek olarak ise "Sevilmek istiyorum", "Zengin olmak istiyorum" gibi cümleleri verebiliriz. Bu tarz düşünceler ise yoksunluk enerjisi yayar. "Sevilmek istiyorum- sevgiden yoksunum"; "Zengin olmak istiyorum, zenginlikten yoksunum" enerjilerini yansıtır. Bunlar ve benzeri negatif istek enerjilerinizi ya da ihtiyaç- yoksunluk enerjilerinizi yaymak yerine doğru ve pozitif isteklerinizi yani ” Çok iyi bir işim var”, “Mutlu bir ilişkim var”, “İhtiyacım olan her şeye sahibim” vs. şeklinde düşünüp dile getirerek başınıza gelmesinden korktuğunuz en kötü şeye değil, başınıza gelmesini istediğiniz en iyi şeye odaklanmayı günlük hayatınızda bir bilinç haline getirmelisiniz. 

Her an seçimler yapıyoruz. Ya sevgiyi, affetmeyi, güvenmeyi seçiyoruz ya da kırgınlığı, şüpheyi, şikayeti…Neyi seçersek hayatımızda onu çoğaltıyoruz.

Unutmayalım ki en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da en çok onu çoğaltırsınız.

Korku, kaygı ve şüphelerinizden kendinizi uzaklaştırmak için size üç basit yöntem önerebilirim:

1-Korkularınızı keşfedin Kendinize hissettiğiniz korkunuzun nedenini sorun…Korktuğunuz konu ile ilgili sizde eksik olan nedir ya da neyi kontrol altına alamadığınızı düşünüyorsunuz ki korku hissi baskın geliyor? İnancın olduğu yerde korku barınamaz. Hedefinize inancınızın yeterliliğini sorgulayın ve gücünüzü elinize almayı seçin. Siz kalbinize inancın ve güvenin ışığını yansıttıkça içerisinde korku barınamayacak, yerini arzuya bırakacaktır.

2-Olumlamalar Gün içerisinde yapacağınız kendinizi destekleyici olumlamalar ile enerjinizi, odağınızı  pozitife çekerek artık beslenemeyen korkularınızın zamanla hiçliğe gömülmesini sağlayacaksınız. Böylece sorunlarınızdan uzaklaşmış olacak ve sorunu oluşturan durumların ise kendiliğinden harikulade bir şekilde  çözümlenmeye başladığını gözlemleyeceksiniz.

3- Şükretmek Gün içerisinde hayatımızda şükredecek şeyleri bulup dile getirmek; çekim yasasını yaşamımıza ışık katmak için kullanmanın en kolay yoludur. Hayatınızda güzel giden yönlere odaklanarak hergün şükredecek bir şey bulun ve onun için yürekten teşekkür edin. Bunu hayatınızın bir parçası haline getirdiğinizde yaşamınıza şükrettiğiniz şeyden çok daha fazlasının aktığını göreceksiniz.

Hayallerinizin önüne geçen keşfettiğiniz korkularınız ile ilgili açığa çıkan tüm konu ve olaylar ile  bu hayallerinizin gerçekleşmesine engel olan her ne varsa  burada, tüm zaman ve mekanlarda yıkıp yeniden yaratımını evet diyenlerle iptal edelim mi… Pod&Poc

(Access Bars® Processes) 

💫 

ARZU VE İSTİKRAR İLE YARATIM GÜCÜMÜZÜ ATEŞLEMEK

Gerçekten yüreğimizden bir arzu duyduğumuzda gerçekleşmesine niyet ettiğimiz isteklerimiz mutlaka yerine gelir. Hem de her gün, her saat, her dakika… Aslında hayat hiç de adaletsiz değildir. Başarılı insanlar ile başarısız olanlar arasındaki tek fark: kazananların hiçbir zaman kendilerinden ve arzularından şüphe etmemeleri, başardığı ya da arzu ettiği her ne varsa bunları hakettiğine inanmalarıdır. Bu yüzden onlar için hayallerinin gerçekleşmesi oldukça normal bir aktivitedir ve doğal olarak bu haleti ruhiyede, bu modda olmaları nedeniyle düşündükleri de sürekli gerçekleşmeye devam etmektedir. “Para parayı çeker” sözünü de bu duruma bir örnek olarak gösterebiliriz. Peki; başka insanlara göre bu insanlar nasıl değişik düşünebiliyorlar? Şöyle ki; başarılı insanlar, şüphe duymazlar ve her zaman olumlu ve emin bir biçimde amaçlarına odaklanmışlardır. Sonuçta oluşan fark şudur... Birileri bilinçli ve hedefli isterken, diğerleri bilinçsiz ve olacağına inanmadan, koordinesiz olarak sadece ister ve bu kişiler; içinde bulundukları durumun yaratıcısı olduklarının, yaşadıkları hayatın bir illüzyon olup sadece kendi yarattıkları, yargılar, doğrular, yanlışlar ve bakış açıları ile şekillenmiş olduğunun farkına varmaz.

Bilinçli ve koordineli istemeye nasıl başlarız ? Bunu aslında günlük hayatımızda zaten uyguluyoruz ama farkında olmadan ve sadece küçük isteklerimizde… Önemsiz konulardaki isteklerimizin yerine geleceğine güveniriz çünkü bunlara fazla anlam yüklemeyiz böylelikle küçük isteklerimizle kolaylıkla ve bazen oyun oynar gibi aynı zamanda da önyargısız taleplerde bulunarak günlük hayatımızda farkında olmadan yaratımlar yaparız ama maddiyat ile ilgili isteklerimizde ise hemen mantığımızı devreye sokarak olmaması için tüm zor koşulları içeren senaryoları beynimizde oluşturup gerçekleşmemesi için gereken zeminleri hazırlarız. Bir şeyin olmasına izin veren ya da buna engel olan her zaman bizim düşüncelerimizdir. Gece yattığımızda sabahın olacağına nasıl güvenle inanıyorsak ve bu konuda evren, Tanrı nasıl her gece mükemmellikle geceyi sabaha kavuşturuyorsa, ya da aklınıza gelen benzer döngüde doğal akışı ile her gün gerçekleşen her ne ise; bu döngü ve akış bizim için de neden geçerli olmasın … Niyetleriniz için de evrene, Tanrı’ya güvenmemeniz için sebebiniz nedir?

Yeterince arzu ve inançla harmanladığımız isteklerimizi, niyetlerimizi doğru formüle etmek de çok önemlidir. Yanlış cümleler ile istekler öyle bir hal alır ki içinde bulunulan mutsuz durum daha da sabitlenebilir.

Peki ne yapacağız;

Gerçekten yürekten bir arzuyla olmasına niyetlendiğimiz konu hakkında doğru cümleleri kullanarak niyetimizi oluşturmak "Sır"rın temelidir.

Niyetimizi, duamızı evrene gönderdikten sonra soruda kalmak (Bunun için neler mümkün? vs), nasıl olacağı ile ilgili senaryolar üretmemek, (Nasılına karışmamak) ise ikinci kural... Çünkü niyetimizin olması için gerekli durum ve koşullar için mantık çerçevesinde cevaplar üretmeye başladığımız zaman onun gerçekleşme yolunu kendi cevaplarımız, kendi çözüm yollarımız ve senaryolarımız ile sınırlamış oluruz. Mesela “Kazandığım bu gelir ile benim 2020 model bir X marka araba alabilmem için ancak bana lotodan para çıkması lazım” dedik. …Bitti… Siz artık niyetinizin nasıl size ulaşmasını istediğinizin bilgisini de evrene gönderdiniz. Lotodan büyük ikramiyenin de size çıkması; limandan ayrılıp ufukta izlerini gördüğünüz geminin size geri dönmesini beklemekle aynı olduğundan siz artık o –araba- niyetinizin de ufuktan dönüşünü beklediğiniz aynı o gemi gibi gelmesini bekler durursunuz… Evrensel bir mağaza düşünün ve niyet ettiğiniz her neyse orada rafta alıcısını bekliyor. Bu mağazada her şey her zaman emrinizde ve en güzeli de biz bir şeylere kavuşursak başkaları da bundan mahrum kalmayacak kadar çok ürün mevcut. Üstelik bu mağazadan siparişlerinizi alabilmeniz için de gereken sadece arzu…Neden olasılıkları mantığınız ve halihazır durumunuz çerçevesinde sınırlayıp aklınıza dahi gelemeyecek bir çok para fırsatını gözden çıkarıyorsunuz . Bunun yerine net ve kesin olarak ne istediğinizi belirleyip ‘Benim niyetim olan 2020 model bir X marka araba alabilmem için sonsuz olasılıklarda benim için mümkün olan olasılık nedir?” yada benzeri cümleler ile soruda kalıp sadece niyetinizi ortaya koyduğunuzda ve niyetinizin imkansız olduğu hissini bir kenara bırakıp niyetinize zaten sahip olduğunuzu düşündüğünüz his durumuna yani aidiyet duygusuna geçtiğinizde o niyetiniz size evrenden bir şekilde kargolanacaktır.

Şöyle bir düşünelim. Çocukluğunuzdan bu yana aslında bir çok dileğiniz bir çok niyetiniz gerçekleşti. Fakat onların olacağına o kadar emindiniz ki arzularınız ve niyetleriniz doğrultusunda gerçekleştiğini farkına bile varmadınız. Bunlar sizin için o kadar basit ve  olmaması dahi ihtimaliniz dahilinde bulunmayan niyetlerdi ki olacağından zerre kadar kuşkuya düşmediğiniz için sizin arzunuza istinaden gerçekleşmiş olmasını dahi farketmediniz...Yine örneklendirelim. “Kırmızı bir çanta istiyorum” dediğinizde kırmızı bir çantayı alacağınıza ne kadar eminseniz, ve rahatlıkla alabiliyorsunuz değil mi, ya da bir arkadaşanızı aklınızdan geçiriyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki sizi arıyor ya da bir yerde karşılaşıyorsunuz.....Yani düşüncelerinizle "Çekim Yasası"nı aktive ediyorsunuz..Peki aynı önermeyle neden bir ev ya da araba gibi maddi olarak yekün tutan dileklerimizi düşünerek, arzulayarak çekim yasasını aktive edemiyoruz diye sorduğunuzu duyar gibiyim....Sebebi; niyetinizi, arzunuzu düşlerken aynı zamanda o kadan paranız olmadığını da aynı anda düşünmeniz, nasıl olamayacağına dair senaryolarınızı peşisıra üretmeniz...2020 model bir X marka arabayı  alacağınıza emin olduğunuz takdirde kırmızı çantayı arzularken hissetiğiniz aynı duygu ve düşünceler ile yaratacağınız çekim; o niyetinize (araba, ev, eş, iş vs.) kavuşmanız için gerekli ortam ve buna ilişkin kişi ve olaylar maddeleyerek sizin gelecek gerçekliğinizi oluşturarak arabaya sahip olmanızı sağlar. Bunun için neler mümkün? dediğinizde, karşınıza ummadığınız zamanda öyle insanlar öyle araçlar çıkıyor ki size bulundukları katkılar sonucunda kendinizi bir anda birkaç ay evvel düşünemeyeceğiniz niyetinizin içerisine dahil olduğu bir senaryoda bulabiliyorsunuz. Sanki tüm evren sizin niyetinizin oluşması için elbirliği içinde çalışıyormuş gibi..... Ama çoğumuz  araba, ev vs. gibi bir şey dilediğinde hemen bütçe hesaplarına geçiyor ve para kaynağı olabilecek tüm olasılıkları düşünüyor sonra parasının onu almaya yetmeyeceğine kaanat getiriyor ama yine de meditasyon yaparak en iyi arabayı imgeliyor.... Sizce de burada bir çelişki yok mu....Yani baştan olmayacağına inanılmış bir dilek, dilek olarak kabul görür mü....Mantığınız çerçevesinde halihazır durumunuzun ya da bilincinizle tasdiklediğiniz olası geleceğinizin,  niyet ettiğiniz şeyi alabileceğinize yetmeyeceğine ikna olmuş bir duygu durumu içindeyken dilinizden "ben ev istiyorum, araba istiyorum" diyerek,  aklınız ve inancınız dahi birbiriyle hemfikir değilken, dilinizden söze dökülen cümlelerin gerçekleşmesini tabii ki bekleyemezsiniz. Neye ikna oldunuz "Alamayacağınıza"… O zaman enerji olarak yansıttığınız  sahip olamayacağınız yönünde bir inanç olduğu için doğal olarak "Sahip olamıyorsunuz". Parayı, evi, arabayı da “Kırmızı çanta gibi” düşünün, ulaşılması her an mümkün…Öyleyse; "Sır"rın ikinci basamağı ise  mantık çerçevesi dışında bir niyet dahi olsa isteğimiz;   ‘Nasıl’ını” bırakıp “İmkansız” kelimesini lugatımızdan çıkararak sadece niyetimizi ortaya koymak ve nasıl olacağı konusunda bir yol haritasını da posta güvercini ile evrene göndermemek :) Kuşkuları, kaygıları aklımıza hiç getirmeden sadece saf bir enerjiyle niyetimizi, dileğimizi akışa bırakıyoruz hatta unutuyoruz ve sadece hayatımızı olabildiğince en keyif alacağımız şekilde yaşamaya devam ediyoruz, An'da kalıyoruz. Çünkü frekansımız en çok "An"da yüksek...Yani geçmişi (keşkeleri ve pişmanlıklar, kırgınlıkları, kızgınlıklar bizi aşağı çeker) ve geleceği (kaygı ve endişeler üretir.) düşünmeyip sadece yaşadığımız "Şimdi"yi hissederek hayatımıza  hafiflik rahatlık, huzur ve mutluluğu daet etmek, onlarak kapı açmaktır "Şimdi"yi yaşamak... Böylelikle keyif alıp mutluluğu seçtiğimiz her an frekansımız da yükselecek. Böylelikle çekim yasası da bizim için rahatlıkla ve kolaylıkla çalışmaya, frekansımıza uygun kişi ve olayları hayatımıza çekmeye devam edecek.. 

Artık bilincinizi değiştirme zamanı geldi. "Olumlu düşün olumlu yaşa" Evet.....  

"Bir şeyi eleştirdiğinde veya şikayet ettiğinde, evrene bana bundan daha faza gönder diye bağırmış olursun. A.Hicks" Öyleyse;  kendinizi şikayet ederken fark ettiğiniz anda yakalayın ve durun…Bu son şikayetiniz olsun. Çünkü sözleriniz ve düşüncelerinizle yaratıyorsunuz. Bu yüzden ne düşündüğünüze ve ne söylediğinize çok dikkat etmelisiniz. Bakış açınızı değiştirin ve artık parayı bir efendi olarak değil de bir hizmetkar olarak; varılması gereken bir sonuç değil de; sonuca varmaktaki bir araç olarak görüp benimseyin. Bunu bir yaşam tarzı haline getirdiğinizde hayallerinizin sadece birkaç adım ötenizde olduğunu göreceksiniz ve elinizi uzattığınızda tutmanız ise an meselesi… Yaratım gücünüz inançlarınızın ötesindeki bir bilinçle ortaya çıkar. O yüzden nasıl olacağı konusunda mantık çerçevesinde fikirler yürütüp sınırlamayın. Bunu hayatınız içerisine dahil edip alışkanlık haline getirdiğinizde sadece niyetinizi sunup varoluş seçiminizi yaparak fakirlikten zenginliğe doğru bir kuantum sıçraması yapma gücüne sahip olacaksınız ve evren bu varoluş seçiminize uygun ve ait olan kişileri, olayları ve deneyimleri hayatınıza getirmek zorunda kalacaktır.

Ümit ettiklerini besle, onlar gerçekleşen hayallerin olsunlar.

Hak ettiğini hatırla. Zenginliği, sağlığı, arkadaşlığı, aşkı ve tüm güzellikleri…

Peki ya tüm düşüncelerimiz bir duaysa ve tüm dualarımız cevaplanıyorsa…?

💫 

İLİŞKİLERDE ÇEKİM YASASININ İŞLEYİŞİ

 Kuantum fizikçilerine göre her şey birbiriyle bağlantılıdır ve tüm canlı ve cansız varlıklar sürekli birbiri ile iletişim halindedir. Herşey enerjidir. Sizin madde olarak tanımladığınız bu dünya aslında tamamen enerjisel bir yapıya sahiptir. Bu kurama göre siz de bir enerjisiniz ve enerjinize uygun insanları kendinize çekerek hayatınıza dahil ediyor, ilişkilerinizi o şekilde oluşturuyorsunuz. Yaydığınız o kuvvetli enerji ister istemez kendi titreşimi ile uyum gösteren başka bir enerji ile iletişim kuracak o enerji ile karşılaşacaktır. Bu karşılaşma gerçekleştiğinde arada yaşanan enerjisel uyum nedeniyle yani enerjisi sizinle aynı frekansta olan başka biriyle çekim alanına girdiğiniz zaman aradaki bağlantı ve iletişim nedeniyle kendinizi ferah, keyifli, mutlu hatta bazen coşkulu hisseder, ruh eşinizi bulduğunuzu düşünürsünüz . Peki öyleyse neden bir süre sonra ilişki ilk anda size yaptığı o derin etkiyi kaybeder ve beklentinizi karşılamayan bir hale dönüşür? Eğer rezonans (çekim) alanlarımız derin ve kalıcı değerler yerine anlık duygu ve düşünceler üzerine kurulursa yaşanılan ilişki çok uzun süreli olmayacaktır. Bu yüzden ömrümüzü birlikte geçirmek amacıyla diğer yarımızı ararken çekim güçlerinin bize gerçek ve derin bir aşkı getirebilmesi için doğru enerjiyi yayarak doğru çekim alanlarını oluşturmak oldukça önemlidir. Size en uygun partner hiç şüphesiz kişilik özellikleri size en yakın kişidir. Zira aynı hedefleri, istekleri ve arzuları paylaşmanız ancak o zaman mümkün olur. Yani eş seçimimizi ve ilişkimizin içeriğini öncelikle kişilik özelliklerimiz belirler. Bu nedenle ilişkilerimizde olumlu ve olumsuz yönlerimiz en fazla benzerlik gösteren partnerleri buluruz. Örneğin geçmişimiz bize fazla bağlanmadan yaşanan fiziksel yakınlaşmaları ve bu tarz bir ilişkinin bizim için en doğrusu olduğunu öğrettiyse tam bu kalıba uygun birilerini kendimize çekeriz böylece yaşayacağımız şey muhtemelen derin duygulara ve güvene dayanmayan, yüzeysel bir macera olacaktır ve kendi seçimimizin sonucunda yaşanılan sonuç olarak derin bir ilişkinin bizi incitecek olduğu düşüncesi de tekrar onaylanmış olur. Ya da ailemizde gördüğümüz bir ilişki modelini benimsemişsek aynı annemizin ya da babamızın davranışları hatta fiziksel özellikleri ile bile benzerlik gösteren bir eş ararız. Bu durumda ise anne ve babamızın yaşadığı ilişkinin bir benzerini yaşar, mevcut kalıplar içerisine sıkışır kalırız ve ilişki bizi tatmin etmeyen bir hal alır. Her iki mutsuz ilişki kalıbında da dikkat ederseniz “bundan fazlası talep edilmemiştir” ve “aranılan budur”. Öyleyse bu kısır döngüden çıkmak için ne yapılabilir? Çözüm ne sizi kurtarabilecek bir partner ne de olduğunuzdan farklı görünmenizdir. Çözüm için birinci adım; taleplerinizi belirlerken “seni sen yapan” şeylerin de ne olduğunu, neyin sizi mutlu ettiğini ve tamamladığını fark edebilmektir. Sadece sizin duygularınızı paylaşan insanları kendinize çekersiniz ve bunlar sizden yayılan enerjiyi size geri yansıtır. İkinci adım ise; sadece yansıyan enerjimize uygun bir partner ile tamamlanıyorsak öyleyse değişime ve dönüşüme öncelikle kendimizden başlayarak güzel ve sağlıklı bir ilişki yaşamak için gerekli rezonans alanını oluşturabiliriz.

Hayat bir şiir ise siz onun şairisiniz. Önce hayata aşık olun, onu sevin ve ona tutkuyla sarılın. Hayatı sevdiğinizde onu güzelleştirmek için tüm bilinciniz ve bilinçaltınız çalışmaya başlayacaktır.

💫 

SÖZÜN GÜCÜ

Ağzımızdan çıkanı kulaklarımız duyuyor ve her söylediğimiz yaratıma dahil oluyor. Gerçekliğimizi yaratıyor.

Kullandığınız her sözcükle birlikte bir sessiz anlaşma imzalarsınız. Hem kendinizle, hem karşınızdaki kişiyle hem de tüm evrenle...Bir insan gelecekte ne yaşayacağını merak ediyorsa bugün ne konuştuğuna bakması yeterlidir. Dua sadece kutsal kitaplarda yazılı olanlar değildir, aklımızdan, kalbimizden geçen; ağzımızdan çıkan her söz bir duadır. Bu yüzden ne düşündüğümüzü ve ne söylediğimizi farketmek ; sadece “olmasını istediğimiz” şeyleri söylemek çok önemlidir. “Hasta olmak istemiyorum” yerine “Sağlıklıyım; “Yaşlanmak istemiyorum “ yerine “Ben her daim genç kalacağım” gibi...Öyle ki beyin negatifi , olumsuzluk eklerini algılamaz. Bu yüzden söylenen her söz bilinçaltı tarafından gerçek durum ve bir emir olarak kabul edilir. Mesela siz “Unutma” dediğinizde bilinçaltı -ma olumsuzluk ekini anlamayarak onu “Unut” olarak algılar. Bu yüzden “Aklında tut” demek daha doğrudur. Birisine “Panik yapma” dediğinizde daha fazla panik olacaktır. Bunun yerine “Sakin ol” demek daha uygundur. Bu yüzden sadece isteğimiz ne ise onu söylemeliyiz. Birisi sizi gördüğünde “Hasta gibi görünüyorsun” derse ve siz buna inanır ve onaylarsanız; anında anlaşmayı imzalamış olur ve hastalanırsınız. Öyle ki bazı insanlar ise hastalıklarına sıkı sıkıya sahip çıkarlar. “Benim şekerim var”, “Benim tansiyonum var”, “Benim kollestrolüm yüksek” “Benim......”diyerek sahip çıkarsanız o hastalık da size yapışır ve hayatta sizi bırakmaz. “BEN” diye başlayan her cümleyi bilinçaltınız sahiplenir ve bir emir kabul eder. Bu konu ile ilgili farkındalığa sahip kişi ise artık bedeninin kendisine verdiği mesajı anlayıp ders çıkarma lüksüne sahiptir ve şu soruların cevabını arar: “Bilmem gereken şey ne?”, “Hayatımda neyi değiştirmem gerekiyor?”, ”Nerede hata yaptım ki hastalıkla bedenim beni uyarıyor?”...Atalarımızın söylediği çok güzel bir söz vardır: “Bir şeyi kırk kere söylersen olur” Hiç düşündünüz mü nedenini.....Çünkü dil neyi çok söylerse , bilinçaltı onu gerçek kabul eder ve beyin bu gerçekleştirmek için gerekli her türlü illüstrasyonu hayatımıza çekmek için gerekli enerjiyi yaymaya başlar.

Günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız bazı kelimelerin bilinçaltımızda yarattığı gerçeklik durumuna bakalım;

1-YAPAMAM;

Tüm yapabilme imkanlarınızı kısıtladınız.

Başaracak güce sahip olsanız da artık başaramazsınız.

2-OLMAZ;

Olabilecek olan tüm olasılıkların önüne bir set çektiniz. Olabilecek olasılıkları da devre dışı bırakarak bloke ettiniz. Artık ne yaparsanız ne kadar çabalarsanız çabalayın sistem devre dışı. Yapamazsınız.

3- DEĞİŞMEZ;

Böyle geldi böyle gider zihniyeti. Yapacak hiçbir gücünüz de kalmadı. Hatta daha da çektiniz negatiflikleri. Kendinizi tebrik edebilirsiniz.

4- HER ŞEY ÇOK KÖTÜ;

İşte tüm iyi olasılıkları ve imkanları sildiniz.

Hepsi uçtu gitti.

5- GÜVENMEM = KİMSEYE ve HİÇBİR ŞEYE;

Güvene dayalı tüm kapıları kapattınız.

Tüm güven veren şeyler sizden uzaklaştı gitti.

6- SEVMEM;

En yüksek frekanslardan birine sahip olan kalp merkezi tüm sevgi iletişimine dayalı herşeye kapandı.

Sıcak ve samimi duygular, yoğun ve kuvvetli hisler ve gerçek sevgiye dair şeyleri hayatınıza girmesini artık beklemeyin.

7- İNANMIYORUM;

Hiçbir şeyin dolduramayacağı bir boşluk oluşturdunuz.

8- ŞANSSIZIM;

Talihsizlikler yakanızı bırakmaz. İşleriniz ters gider, olacak işleriniz bir anda olmaz, herşey bozulur da bozulur, hayatınızda bir kısırdöngü oluşur. Şanssızım diyerek kötü şansı da çektiniz. Yani NEGATİF ÇEKİM YASASI çalıştı.

9- HEP AYNI İNSANLAR,ARIZALAR, KÖTÜLER BENİ BULUR;

Yeni insanların ve yeni işlerin hayatınıza girmesini bloke ettiniz. Yine NEGATİF ÇEKİM YASASINI çalıştırdınız.

10-HEMEN HASTALANIRIM;

İşte yine kendi kendinizi hasta etmek için bağışıklık sisteminizi bloke ettiniz. İlaç şirketleri için potansiyel biri oldunuz. Ama size plaket vermelerini beklemeyin.

11- KORKTUĞUM ŞEY BAŞIMA GELİR ,

(AKLIMA GELEN BAŞIMA GELİR);

Ben medyum gibiyim. Falanca zaman rüya gördüm, kötü idi. Bak işte çıktı. “ ifadesi ile eş zamanlı olarak korkularınızın gerçekleşmesi için onu güçlendirdiniz. Gerilim filmi tadında bir hayat yaşamak için gerekli senaryoları yazdınız.

12- BIKTIM USANDIM;

Olumsuz her şey sürekli olarak üstünüze üstünüze gelmeye başlayacak.

13- NEYE ELİMİ ATSAM KURUR;

Bereket kapılarını kapattınız. Rızık yok, aşk yok, para yok, evlilik hayatı berbat. Yolda yürürken ayakkabınızın topuğu kırılır ya da arabayla giderken kaza yaparsınız. Bu tarz talihsizliklere hazırlıklı olun.

14- İMKANSIZ;

Ben asla başaramam. Yine NEGATİF ÇEKİM YASASINI çalıştırdınız. Ne kadar çalışırsanız çalışın başarılı olamazsınız.

15- BUNU ASLA AFFETMEYECEĞIM;

Geçmişe takılı kaldınız ve artık özgür değilsiniz.

16- ALIŞKANLIK OLDU;


Yaşadığınız olmsuzlukları hayatınıza bir bir çapaladınız. 

Hepsinin tam tersini düşünün ve söyleyin...

Göreceksiniz yaşadığınız tüm olumsuzluklar çözümlenmeye başlayacak ve HER ŞEY ÇOK GÜZEL olacak.

"Düşüncen konuşmana, konuşman hareketine, hareketin kaderine yansır. Güzel düşün, güzel yaşa...Mevlana"

Hatırla! Söz duadır, hayat da bir masal... Onu nasıl anlatırsan öyle gelişecek bu masal. Konuşurken bunu hatırla…

💫

MUTLULUK HALİNİ ARTTIRAN 6 MÜKEMMELLİK

1. CÖMERTLİK

Cömertlik ya da paylaşma her zaman maddi varlıklarla yapılan bir pratik değildir. Özünde “bende olanı ihtiyaç duyanlarla paylaşma” yaklaşımı benimsenir. Sizde olan maddi varlıklar yani genel haliyle para olabilir, ya da zamanınız, ilginiz, bilginiz, sevginiz ya da iyi dilekleriniz/dualarınız olabilir. Önemli olan davranışları, sözleri ve düşünceleri paylaşma fikrine döndürmektir.

2.ERDEMLİK

Erdemler, hafif düşünce formlarıdır. Erdemli olmak ise bizi ağırlaştıran duygular olan korku, öfke, kızgınlık. kibir, hırs, haset vs. duygulardan arınarak etik bir yaşamı benimsemektir. Bu en ince detayına kadar tüm eylemlerin, sözlerin ve düşüncelerin erdemli ve doğru olması demektir. Yalan söylememek, dedikodu yapmamak, az ve öz konuşmak, önyargıda bulunmamak, kıskanmamak, bize ait olmayanı almamak, diğerlerine ait olanı vermek, diğerlerinin sınırlarına, bedenlerine saygı duymayı içerir.

3.SABIR

Sabır kendimize ve başkalarına karşı anlayışlı olmayı içerir. Zor bir gün yaşayan, öfke sorunu olan birine sinirlenmemek, sabır göstermek örneklerden biridir. Her anda içeride ve dışarıda olanlara sabırla yaklaşmaktır. Bu pratik kabullenme, pasiflik ya da kendimizden ödün verme olarak algılanmamalıdır. Bir kişi bize zarar veriyorsa ve uzak durmak mantıklı ise uzaklaşmak gerekir. Ancak bu kişiye öfkeyle karşılık verme güdüsü içince olmadan, kalbimizde ona karşı kötü hisler beslemeden uzaklaşılır.

Gözlerinizi kapatın, derin bir nefes alın, içinize dönün ve kendinize sorun: Şu anda neyi öğreniyorum? Sabır, koşulsuz sevgi, yaratmak, kendini sevmek, güven… Bir düşünün. En çok zorlandığınız konuda mutlaka bir yaşam dersiniz vardır ve siz onu görmemeyi seçtikçe direnç devam edecektir. O dersi fark etmeyi ve onu öğrenmeyi seçin. Böylelikle bir sonraki seviyeye atlayacaksınız. O seviye de kendi dönüşümünüzdeki çıtayı yükselttiğiniz seviye olacaktır.

4. NEŞEYLE ÇALIŞMAK

Neşe içinde çalışmak sadece bildiğimiz anlamda işimizi neşe içinde yapmayı içermez. Kişinin en basit aktiviteleri bile tembellikten uzak, keyif içinde yapmasıdır. Bulaşıkları yıkarken gerçekten bulaşıkları yıkamalı, yemek yerken yemek yemelidir. Kişi keyif almalı, neşe içinde olmalıdır ki mutlu hissetsin. Çünkü mutlu, keyifli ve tatmin içinde hissettiğinde diğerlerine yardım etmesi daha kolay olacaktır.

5 .ODAKLANMAK

Odaklanmak için Konsantrasyon arttığında zihin sakinleşir ve ferahlar. Yaratıcılık ve iyilik hali artar. Hayata ve hedeflerine daha rahat odaklanır, ilgisini daha kolay yaşama ve gerçekliğe verir. Ayrıca "Bilgelik” için de konsantrasyon gereklidir. Kişi bilgeliğini artırmak için okurken, düşünürken yüksek konsantrasyonla üzerinde çalıştığı konularda daha hızlı farkındalık edinebilir.

Müzik özellikle enstrümantal müzik zihni dinlendiren etkisi nedeniyle odaklanmaya oldukça yardımcı bir araçtır. Ayrıca günde 5 ila 10 farklı şarkı dinlemek hafızayı ve bağışıklık sistemini güçlendirir ve depresyon riskini %80 azaltır.

6.BİLGELİK

İlk anlamda, kişinin üç zehirden ilki olan bilmemezlik/yanlış bilme den kurtulmak için okuması, bilgisini artırması ve bu konuya özel pratikler yapmasıdır. Bilmemezlik halini zihinden söküp atmak için boşluk pratiği yapılmasını önerir. Yani varoluşun karma ile gerçekleştiği, hiç bir şeyin kendiliğinden var olmadığı, neden-sonuç yasasına göre bedenlendiği, her an her şeyin değişim halinde olduğu, geçici olduğu ve zihnin etiketleme yaparak olanları fazla gerçek zannettiği bilgilerini içselleştirmektir.

İkinci anlam modern insana daha yakındır. Genel olarak yaşamın işleyişi, iyilik hali ve şefkatle ilgili bilgeliği artırmaktır. Bilen ve bilge kişi birbirinden farklıdır. Bilen kişi bilişsel olarak bilir, yani sadece bilgisi vardır. Bilge kişi ise bu bilgiyi özümsemiş ve derinden anlamıştır. Derin farkındalığa erişmiştir ve bu farkındalığı hayatta spontane bir şekilde, zorlanmadan uygular.

Kendine inan ve güven… Hayallerinin peşinden koş… Çünkü o hayalleri boşuna kurmadın, onlar sana verilmiş harika yol haritalarıdır.

💫 

Gün içerisinde yaptığımız olumlamalar ile frekansımızın yükseleceğini unutmayın. Bu nedenle hep olumlu düşünmeyi ve hep olumlu konuşmayı alışkanlık haline getirin. 

Her sabah 10 kere;
"Hayatın tümü bana kolaylık neşe ve ihtişamla gelir" mantrasını tekrar ederek güne başlayın.

Gününüzün nasıl geçmesine niyetlenirseniz öyle geçeceğini hatırınızdan çıkarmayın.

Şimdi gözlerinizi kapatın ve içsel rehberliğinizi dinleyin. Ruhunuzun derinliklerinde bir yerde ne yapmak istediğinizi ve yüreğinizin ne için çarptığını biliyorsunuz. Aslında her dileğinizin ardında bir değişim, yeni bir varoluş seçimi saklı. Bugün yüreğinizdeki hayale doğru ufak da olsa bir adım atın. Aklınıza ilk gelen adım, doğru adımdır.

Sevgiyle kalın....❤

@bilgecemutluyasam
                                             
         





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HOŞGELDİNİZ 💫

NE GÜZEL ŞEY KENDİNİ ÇÖZÜMLEYEBİLMEK...

ÇEKİM YASASI NEDİR?

"KABUL" ERDEMİ VE AKIŞTA OLMAK

"KARMA"' OLGUSU...